LIKÖR
Likör, benim için bir bakıma Şeker Bayramı demektir. Likör,
ince, uzun ayaklı kadehlerde ikram edilir. Azize hanımefendinin vişne likörü
elbette vişne çürüğü rengindedir. Biraz tarçın, bir hayli karanfil kokar. Pek
şekerli, şurup kıvamındadır; biz çocukların bile içmesine izin verilir. O vişne
likörünü çok severdim. Tadından mı, kendine özgü rayihasından mı, kadife
perdeleri çağrıştırır renginden mi, bilmiyorum.”
Ünlü yazar Selim İleri’nin kendine özgü nostaljik üslubuyla anlattığı bu
sahneler, gayrımüslimlerin günlük hayata damgasını vurduğu, Anadolu’dan bugünkü
kadar göç almamış ve taşralaşmamış İstanbul’un bayram sahneleriydi. Hâlâ
İstanbul’un bazı eski semtlerinde olgun yaşta hanımların kendi tarifleriyle
likör yaptığına rastlanıyor, bunlar kimi evlerde bayramlarda çikolata ve
şekerleme ikramının yanında mutlaka yerini alıyor...
Bayram kültürümüze damgasını vuran bu sevimli adetin, alkollü içki içmeyle,
“kafa bulmayla” filan bir ilgisi yok. Hayatında ağzına içki koymayan insanlar
bile bu likörlerin yoğun meyve lezzetleriyle bir reçel, bir meyve şekerlemesi
yemiş gibi oluyorlar.
Piyasada artık kremalı likörler var
Zaten meyvelerden likör yapmanın esas amacı da bu. Eskinin bugünkü gibi her
mevsim seralardan, uzak ülkelerden gelen meyvelerin bulunmadığı günlerinde,
meyvenin lezzetini saklamanın en iyi yolu, ondan likör yapmaktı.
Şimdi her mevsim çilek var ama eskiden mayıs geçti mi çilek bulmak ya da
sonbahar geçtikten sonra üzümü görmek imkansızdı. Tekel’in özenle yapıp gaz
lambası biçimli zarif şişelerde sattığı çilek likörü kış boyu bu meyvenin
tadını temsil ediyor, üzümü özleyenler de karanfille çeşnilendirdikleri üzüm
reçeliyle özlemlerini gideriyorlardı. Ananası, hindistan-cevizini hayatında
görmüş olanların sayısı, birkaç yüz kişiyi geçmezdi koca ülkede.
Şimdilerde likörler hayatımızda eskisi kadar yer tutmuyor. Çünkü aroma sanayii
her türlü meyvenin kokusunu ve tadını çikletten gazoza, kahvenin içine konan
renkli şuruplardan bisküvi kremalarına kadar her şeye bol bol katıyor, meyvenin
ilginçliği kalmıyor, insan artık meyveyi özleyemiyor.
Günümüzde likörcülüğü ayakta tutan, eskisi gibi tek bir meyvenin çıplak lezzeti
değil, yapılan ilginç karışımlar ve krema... Karışımlar daha çok marketlerde,
manavlarda karşımıza pek çıkmayan zor bulunur meyvelerden yapılıyor. Safari
liköründeki mango ve papaya, pek öyle günlük hayatta karşılaşılan meyveler
değil. Misket limonu da bunlara girince, bu üçlüden benzersiz bir egzotik
lezzet doğuyor. Hindistancevizi ile romun karışımı Malibu, pasyon meyveli Passoa,
konyakla turuncun birleşimi Grand Marnier, hep bu egzotik likörlerden.
Bir de kremalılar var... Tüm ülkeleri otlaklarla ve onlardan beslenen semiz
ineklerle dolu İrlanda, kremacılıkta dünya lideri. O yüzden kremalı likörlerin
öncüsü olmaları, Baileys’i yaratmaları şaşırtıcı değil. İrlanda viskisi, kakao,
kahve ve kremanın bir araya geldiği Baileys, damağı mükemmel şekilde sıvıyor ve
mideyi rahatlatıyor. Yemekten sonra tatlıya bile gerek yok, bir küçük kadeh
Baileys yetiyor.
Bu seçkin likörlere, biraz eski usul de kalsalar eski Tekel’in, yeni Mey’in
hakiki meyvelerden yaptığı likörleri ekleyince, bu bayramda nostaljik bir adeti
canlandırabilmek için her türlü seçenek mevcut oluyor.
Önce bir tablet çikolata, sonra bir yüksük kadeh likör... Misafirin yaşına ve
ağırlığına göre, sonra okkalı bir de sade kahve...
BARMAGAZİN - SAYI 64





