ŞARAP
Şarabın Gerçek Tarihi
8000 yıl!
Günümüze kadar ulaşabilseler, ilk şarapların yaşı bu olurdu. Arkeolojik
kazılarda ortaya çıkan eski kentlerde, yığınlar halinde üzüm çekirdekleri
bulunmuş, çekirdekler üzerinde yapılan inceleme ve analizler bunu
doğrulamıştır. Şarap, sekiz bin yıllık serüven dolu yolculuğunda insanoğlunun
ufkunu açmıs, tutkularını alevlendirmiş, kimi zaman üzüntüye boğmuş, kimi zaman
da karşılaştığı felaketlerin reçetesi olmuştur. İşte bu yüzden antik dünya,
şaraba, yaşamını sağlamak için gereken diğer besinlerden daha fazla önem
vermiştir.
Dinsel bir tema olarak algılanan şarap, her toplumda bir de şarap tanrısının
var olmasına neden olmuştur. Mısırlılar tanrılarına Osiris, Yunanlar Dionysos,
Romalılar ise Bacchus adını vermişlerdir. Tek tanrılı dinlerin kutsal
kitaplarından Tevrat ve İncil'in büyük tufanı anlatan bölümleri başta olmak
üzere, çeşitli bölümlerinde asma ve şaraptan sıkça söz edilmektedir.
Hıristiyanlar, şarabı İsa'nın kanı, Tanrı'nın lütfu olarak kabul etmişlerdir.
Büyük tufandan sonraki olaylarla başlayan İncil'de, Nuh Peygamber'in kültüre
aldığı bitkiler arasında asmanın öneminden bahsedilmektedir.
Şarap "vin, vino,
wien..." ismi nereden geliyor?
Tarih öncesi şarap, Soma denilen içki milattan birkaç binyıl öncesine gider. O
zamanda Hindistan'da Veda ayinlerinde kullanılan, mayalı bir içkiydi ama bu
"ölümsüzlük içkisi" asmanın şarabı değil Aslepias Acida bitkisinin
suyuydu. Bu Soma içkisine "Vena" deniyordu.
Çoğu Avrupa dillerinde "vin" (şarap) olarak geçen kelime Sanskritçe
-sevgili- anlamına gelen Vena'dan türemiştir; Ruşçada "vino",
Yunancası önce "woinos" sonra "oinos", Latincesi
"vinum", İtalyanca ve İspanyolca "vino", Almancası
"wien", İngilizcesi "wine", Fransızcası "vin"
dir.
Şarabın tarihi ile ilgili olarak elimdeki kaynaklardan Uluslararası Şarap ve
Bağcılık Kurulu Başkanı Robert Tinlot'un Önsöz'ü ile başlayan Jean-François
Gautier' e ait "Şarabın Tarihi" , Andre Domine'nin " Şarap"
ı ve Raci Bostancı'nın "Şarap Hakkında Herşey" kitapları arasında
bazı farklılıklar var. Ben ortak noktaları almaya çalışarak yazacaklarımı
mümkün olduğunca kısa tutacağım.
Üzüm önce Kafkas Dağlarında karşımıza çıkar (vitis caucasica), ardından
Mezopotamya'da üzüm yetiştiriciliği görürüz. Buradan, MÖ 3000'lerde cenaze
törenlerinde kullanılmak üzere Mısır'a sıçrar. Üzüm yetiştiriçiliğinin
Avrupa'da yayılmasında başrolü oynayan Yunanlılar, Sicilya ve tüm İtalya
boyunca bilgilerini Romalılara aktarırlar, Galyalılarda üzümcülüğü Romalılardan
öğrenirler.
Üzüm ve şarabın mitolojilerin kopmaz bir parçası olduğu biliyoruz.
Mısır mitolojisinde güneş tanrısı, evrenin yaratıcısı Ra, şarap ve sarhoşluğu
yeryüzüne getirir. Ra insanlığı ( Yunanlıların Afrodit'i ) tanrıça Hathor'un
gazabından koruyabilmek için, içine hoşluk ve sarhoşluk veren kan renkli bir
içki yaratır. Mısırlılar şarabı Osiris'e ( Yunanlıların Dionysos'u ) adarlar ve
bu ilahi stratejinin anısına, tüm bayramlarında, öküz başlı tanrıçanın
koruyuculuğu altında şarabı baş köşeye koyarlar.
Yunan mitolojisinde de, iki anlatı vardır. Birincisi şarap ve sarhoşluk tanrısı
Dionysos, karısını kendisine gönderdiği için kral Aenea'yı asma vererek
mükafatlandırır. İkinci anlatıya göre göre kral Aenea'nın Stafilos ( yunancada
üzüm salkımı demek) adlı çobanı bir keçisinin üzüm yedikten sonra çok
neşelendiğini görüyor. Bunu gören Stafilos bu meyveyi sıkıp suyunu içmenin hoş
olacağını düşünür.
Roma mitolojisine göre şarap, ekin ve asma tanrısı Satürn'ün bir armağanıdır.
Romalılar bu tanrıyı bir elinde orak, bir elinde bağ bıçağı ile gösterirler.
Galya mitolojisinde de, Kelt icadı çam ağacından yuvarlak fıçı ve efsanevi içki
bir şekilde tanrı Sucellus'ın koruması altındadır.
Üzüm ve şarabın toplumsal yaşamdaki yerini en ayrıntılı biçimde, daha çok bira
tüketicisi olmalarına karşın Mısırlılarda buluyoruz.
İÖ 2500'lere uzanan mastaba duvar yazılarında Mısırlıların üzümü nasıl
yetiştirdiklerini, ezim evine nasıl taşıdıklarını, şarap içmemnin bin bir
türünü okuyoruz. Yüzyıllardır değişmeyen üzümü sıkma methodlarını bulanlarda
Mısırlılardır.
Milattan yaklaşık yirmi asır önce Tutankamon zamanında şarap fıçılanması
biliniyordu; her fıçının üzerinde içindeki şarabın yetiştirildiği bölge, yapım
yılı, kimin tarafından yapıldığı, sahibinin kim olduğu, kimin mahseninde
saklandığı, yani şaraba ait bütün bilgiler yer alır, bir bakıma şarap markalanırdı.
Firavun ve yüksek sınıf bu etiketlemeyle Mısır'da hangi şarap iyidir, hangisi
tercih edilmelidir anlarlardı. Örneğin Nil deltasından gelen şaraplar elbette
yeğlenirdi ama Memphis şarapları da pek sevilen şaraplardı. Mısır'da şarap
firavun ve yüksek sınıfa ait bir içkiydi, halk bira içerdi.
Ayrıca Nil Deltası'dan kalkan büyük kervanlar ve hızlı gemilerle bütün Akdeniz
merkezlerine ilk şarap ticaretini de başlatan Mısır'lılardır.
Yunanlılar için şarap uygarlığı dil pelesengiydi, üzümü ve şarabı göklere
çıkartırlardı. Halk üzümle ilgili bütün bilgileri bir sanat haline getirmiş,
Dionysos miti içinde yoğrulmuştu.
Dionysos'un doğumu olağanüstüdür. İlk altı ay annesinin karnında, son üç ay
babasının kasıklarında yatar. Bu biraz garip doğum Dionysos'un yarı tanrı
sayılmasına neden olur.
Zeus'un yarı tanrı oğlu Dionysos diğer ölümsüzler ile birlikte Olympos dağında
yaşamazdı. Bu nedenle Homeros metinlerinde Dionysos yer almaz. Ancak
Dionysos'un yarı tanrı özelliği onun halk tarafından çok sevilmesi sonucunu doğurmuştu,
halk onu kendilerine yakın hissederdi. Halkın onunla ilgili bayramlara
katılması ve coşkusunun nedeni bu şekilde açıklanabilir.
Dionysos erişkin yaşa gelince çılgınca bir serserilik sonusu Anadolu'ya ve Orta
Doğu'ya sürüklenir, bu topraklarda gizemli dinlerle haşır neşir olur.
Kafkaslar'da bir süre yaşadıktan sonra Hindistan'da Ganj nehri kıyılarında bir
yolculuğa çıkar ve buradan panterlerin çektiği bir arabaya binip üzüm kültürünü
yaymak üzere Antik dünyaya gelir. Bu uzun yolculuk Yunan kıyılarına çıkışıyla
noktalanır.
Dionysos elinde her daim yeşil kalan sarmaşıkla kaplı asası, başında asma
yaprakları, çam kozalakları, sarmaşıklardan oluşan taci ile resmedilir.
Önceleri bitki örtüsünün mevsimlere göre dönüşümünü, hasat toplama, ezme, sıkma
olarak üzümün yaşamını simgeler. Tanrı daha sonra giderek üzümün ölümü ve
şarabın doğumu haline gelir.
Antik Yunan'da akşam yemeği genellikle gün batımından sonra başlar ve iki
bölümden oluşurdu; yemek denilen bölümde yemek yenirdi, ama ardından gelen symposion
bölümünde tas tas şarap içilir, bütün sohbet ve gösteriler, çeşitli eğlenceler
bu bölümde yer alırdı. Şaraba su katılırdı, su katılmadan içilen şarabın
taşkınlıklara neden olacağı sanılırdı. O dönemde şarap tahta fıçılarda, keçi
derisinden yapılmış tulumlarda ya da toprak anforalarda saklanırdı. Hava
almasını engellemek için ağzı yağlı bezle kaplanırdı.
MÖ 4. yy'da yaşayan filozof bilim adamı Theophrastus üzüm çeşitleri, iklim ve
toprak kalitesi arasındaki ilişkiye dikkat çekmişti. Antik Yunan şarabın
kokusunu ve tadını geliştirmek için çeşitli baharatlar, bal, çam sakızı ve
başka tat- koku sağlayıcı maddeler kullanmıştı. Bu zamanın Bordeaux'u olan
Chios şarabı Mısır'dan, Rusya'ya çok geniş bir alana ihraç ediliyordu.
Şarap Antik Yunan'dan ticaret yolu ile Sicilya ve Güney İtalya'ya ulaşmıştır.
Mitsel niteliği ve mistik bir içki oluşu nedeniyle otuz yaş altı gençlerin ve
kadınların şarap içmeleri Roma'da ilk zamanlarda yasaktı. O kadar ki şarap
mahsenlerinin anahtarına dokunanlar bile cezalandırılırdı. Kadınlara konulan bu
yasak hıristiyanlık inancına geçile daha katılaraşak devam etti.
Roma'da şarap yemekte içilmezdi; şarap içmek bir törendi ve yemek sonrası
comissatio denen zaman dilimide ya da gece boyunca içilirdi. Töreni yöneten
"hoca,eğitmen" içilecek şarap miktarını ve bunun konukalar arasında
nasıl pay edileceğini belirlerdi. Şarap amforalardan iki kulplu testilere
aktarılır, testilerden kupalara dökülürdü. Kupa yerine keyif ehli Neron'un
icadı olan cam bardak da kullanılırdı. Cam bardak önceden kaynamış suda
çalkalandıktan sonra kullanılırdı. Buna karşın şarabın üstüne sıcak su eklemek
daha hidjenik bulunurdu.
Sadece zengin Romalılar evlerinde şarap depolayabilirdi. Halkın kalanı şarap
tacirlerine başvurmak ya da şarap tavernalarına ( vinariae) gitmek zorundaydı.
Seçkin yurtaşlar asla vinariae'lere ayak basmazdı. Aynı uygulamaya Antik
Yunan'da da görürüz.
Romalılar MÖ 600'de üzüm yetiştiriciliği ile yakından ilgilenmeye
başlamışlardır. İtalyan şarabı kısa sürede Yunanistan dahil tüm Roma İmparatorluğu
kaplar. Aynı dönemde Anadolu'da eski bir Yunan kolonisi olan Foça'dan göçenler
Kelt ülkesi Galya'da ilk üzümü yetiştirirler. Üzüm yetiştirilen bölgelerde üzüm
çekirdeği de besleyici tohumlar arasında sayılıyordu.
Roma istilasındaki Galya ülkesinde önceleri daha çok bira tüketilirken zaman
içinde şarap tüketimi artmş buna bağlı olarak büyük testi, masa testisi, taorak
sürahi, toprak kupa, madeni kupa, kepçe, kevgir gibi alet edevatlar
gelişmiştir.
MÖ. 125 öncesinde Romalılar Rodos-Provence koridorunu alırlar ve İspanya'ya
özellikle Narbonne ticaret merkezi üzerinden ticarete başlarlar. Narbonne zaman
içinde önemli bir şarap üretim noktası olur. O derece büyür ki italyan
şarapları için hızla büyük tehdit oluşturur ve İtalyan şaraplarının ihracatının
çökmesine neden olur.
Üzüm bağları giderek buğday tarlalarının yerini alması ekmek sıkıntısını
başlatır. MS 90'lı yıllarda Roma İmparatorluğu çok zorlanır. İmparator
Domitianus 92 yılında üzüm bağlarının sökülmesini emreder. Bu emir ancak 250'li
yıllarda İmparator Marcus Probus tarafından kaldırılır. Probus en kısa sürede
yokolmuş bağcılığı geliştirmek yanında Almanya ve Avusturya'da da bağcılık ve
şarap üretimini başlatır. Bu dönemde Terier ve Bordeaux önemli ihracat
merkezleri haline gelmiş, kendi lojistik ve finansal terminolojilerini
kullanmaya başlamışlardır. Aynı dönemde Marsilya, Endülüs ve diğer İspanyol
şarapları Roma'da revaşta değildir.
Arapların 700'lü yıllardan 1400'ün sonlarına kadar İspanyol toprakları
üstündeki hakimiyeti şarap üretimini kısıtlamıştır.
Roma İmparatoru Konstantinus 313 yılında Milano fermanı ile Hıristiyanlığın
özgürce uygulanabileceğini duyurur. Ökaristi ( Katolik ibadetinde İsa'nın eti
ve kanını temsil ettiğine inanılan şarap ve ekmek dağıtımı ) temelinde
biçimlenen Hıristiyan uygarlığı giderek şarap uygarlığı ile iç içe geçer.
Batı Roma imparatorluğu'nun son dönemlerinde Wachau, Mosel vadisi, Rheingau,
Pfalz, Burgundy, Bordeaux, Rhone vadisi ve Rioja önemli şarap merkezleridir.
Batı Roma imparatorluğu'nun 476'da çökmüştür. Kıyı şehirleri Cenova ve Venedik
13-14 yy da şarap ticaretinin merkezidir. Bu dönemde Floransa bölgesindeki ve
bugün bilinen Antinoris ve Frescobaldis gibi bazı şarap üreticisi aileler isim
yapmaya başlamışlardır.
Yeni Dünya'nın Keşfi..
İspanya uygruğuna geçen Kristof Kolomb'un Amerika kıtasını 12 Ekim 1492'de
keşfinin ardından yurtaşı Cortez 1518 yılında Meksika'yı fethiyle İspanyol
misyonerler Hıristiyanlığı yaymak için ülkeye gelirler ve amaçlarını
gerçekleştirebilmek için şarap üretmeye başlarlar.
1767'de Meksika'dan sürülen ispanyol misyonerler Aşağı Kaliforniya'ya göçerler.
Papaz Junipero Sera 1769'da "Üzüm Misyonu" nu kurar. Kalifornia şarap
endüstrisi 19. yy sonlarına kadar bu misyonun İspanyol asıllı asma çubuklarını
kullanacaktır. Kaliforniya'da ispanyol asıllı asmaların kullanımı phylloxera
hastalığının gelişine kadar sürer. Hastalık Kaliforniya ve Avrupa bağcılığını
çökertmiştir. Hastalık 1868'de ancak teşhis edilebilmiştir. Bağlar Fransa'da
kullanılan ilaçla, karbon sülfüt çözeltisi ile kurtarılır ve ardından yerli
asmalara yaprak bitine dayanıklı aşı uygulanır.
Amerika'da iilk içki yasağı derneği 1789'da kurulur. Bu tip derneklerin
sayıları yarım asırda 8000'i aşar ve o derece güçnenirler ki, bu derneklerden
birinin kurucusu dünyanın en zengin adamı John D. Rockefeller'ın Amerikan
Kongresine yaptığı baskılar sonucu 18 Aralık 1917'de sarhoşluk verici içkilerin
üretimi, şatışı, nakliyesi, ihracatı ve ithalatı yasaklanır. Üç eyalaet dışında
43 eyalat yasayı kabul eder. Ayin için gerekli şarabı üreten manastırlar
dışında Amerika'da şarap üretimi yasaklanır. Ama bu yasak Amerika'da başka bir
dönemin açılmasına neden olacaktır. Akın halinde gansterler; bottleleggers,
yani içki kaçakçıları, sperakeasies yani yeraltı barları ve Rum Rov yani ünlü Sokak
Romu dönemi başlar.
Kamuoyunun karşı çıkışıyla 5 Aralık 1933 günü anayasa değişikliği onaylanır ve
içki yasağı kalkar. Sonuç ne olursa olsun bu dönem Amerikan şarapçılığı
üzerinde nicel ve nitel ağır sonuçlar doğurmuştur. Bu dramatik deney şarapçılık
mesleğini kendini toparlamaya iter. Napa vadisi'ni kapsayan Kaliforniya
üzümcüleri Fransa deneyiminden esinlenerek markalama usulunün benimserler ve
1936 yılında Amerikan şaraplarını kalite normları haline getirirler. O günden
beri Amerikan şarapçılığı yükselme eğilimine girmiş ve Avrupa ürünlerini
zorlayabildiği zirvelere ulaşmıştır.
Türklerin Şarap Tarihi
Elimdeki yabancı kaynaklarda maalesef Türklerin şarabın öncüsü olduğuna dair
hiçbir bilgiye rastlanmamakta. Kafkaslardan veya İran'da Perslerden Mezopotamya'ya
indiği ki, bu da Sümerliler oluyor, Sümerlerden ise Mısırlılara geçtiği genel
anlatımlar. Ancak Rıza Bostancı'nın "Şarap Hakkında Herşey" kitabında
şu anlatım yer almakta:
Tarihin babası Heradot'a göre
ise Babil' e inen Türkler, kurak ve çorak arazide bir süre tutunduktan sonra
burada zeytinlikler, incirlikler be bağlar meydana getirmişlerdir. Türkler
arasında şarabın yapılış tarihi bazı tarihçilerin söyledikleri gibi MÖ 3000
değil çok daha eskidir. Bazı Çin kaynaklarında Türkler şarabı Göktanrı'nın
takdis ettiği mukaddes bir madde olarak tanımlarlardı. Mısır'da bulunan ve MÖ
3500 senelerine ait olan birçok kabartmada eski Mısırlıların bağcılıkla
uğraştıkları ve mısır'a asma ziraati Orta Asya'dan gelmiş olan Türklerin
getirdikleri anlaşılmaktadır.
Avrupalı yazarlar
Kafkasya'dan Mezapotamya'ya inen şarap bilgisinin MÖ 3000-2500 arasında Mısır'a
geçtiğini söylüyorlar. Kafkasya'dan Anadolu'ya inen Hitilerin tespit edilen
varoluş tarihleri ise MÖ 2000. Dolayısı ile Kafkaslardan Mezopotamya'ya şarap kültürünü
geçirenler Hititler olamaz. Ama yine bir Türk kaynak diyor ki ( İçki
Teknolojileri - Prof Dr. Ahmet Akteş - Araş Gör. Bahattin Özdemir ):
Şarap Hititlerde para eden
değerli bir mal olmuş ve herkes tarafından beğenilerek içilmiştir. Herkes
tarafından içilmek istenmesi şarabın hitit sınrlarını aşarak dünyaya
yayılmasını sağlamıştır . Hitit şaraplarının ticareti ile uğraşan Finikeliler
tarafından adalara ve Yunanistan'a taşınmıştır. Asurlu tacirler ise şarabı
Mezopotamya'ya götürmüşler ve kendileri de bağcılık ve şarapçılığı
geliştirmişlerdir.
MÖ 2000 - 600 yılları
arasında varlıklarını sürdüren Hititleri Asurlular yıkmıştır. Dolayısı ile MÖ
3000'lerde Mısırların içtiği şarabı MÖ 2000'lerde varolan Hitit ve Asurlular
nasıl onlara öğretmiş ve dünyaya yaymış olduklarını ben anlayamıyorum.
BARMAGAZİN - SAYI 64





